SOKULLU MEHMED PAŞA CAMİİ
Haliç’ih Galata yönündeki kıyısında, Unkapanı Köprüsü’nün ayağında bulunur. Mimar Sinan’ın eserlerinden olan cami, 1578 yılında Sadrazam Sokollu Mehmed Paşa tarfından yaptırılmıştır. Cami Balkan ve I. Dünya savaşları esnasında tamir edilmeye başlamış, daha sonra onarıma ara verilmiş ve bakımsız ve harap bir şekilde 1938’e kadar kalmıştır. Bu esnada sanat eseri niteliğindekiiç süslemelerin büyük kısmı yok olmuş ve çinileri çalınmıştır. Bahsedilen yılda cami tamirata alınmış ve1941’de yeniden ibadete açılmıştır.
Edirne’deki Selimiye Camii’nin daha küçültülmüş bir modeli olan caminin iç kısmı kare şeklindedir. Üzerini örten büyük mimari açıdan çok ilginç, tek şerefeli bir minaresi vardır. Harap bırakıldığı süreiçerisinde işi süslemeler kullanılmıştır. Kapı ve pencerelerindeki ahşap işçiliği çok dikkat çekicidir. Mermer minberi ise türünün en güzel örneklerindendir.
SİNAN PAŞA KÜLLİYESİ
Beşiktaş Barbaros Bulvarı ile Beşiktaş Caddesi’nin birleştiği köşede yer alır. Sadrazam Rüstem Paşa’nın kardeşi Kaptan-I Derya Sinan Paşa tarafından yaptırılan bu külliye bir cami,günümüz ulaşmayan bir çifte hamam, külliyeve daha sonra yatırılan bir sıbyan mektebinden oluşmaktadır. Kitabesine göre, 1555’de Sinan Paşa’nın ölümünden sonra bitirilmiştir. Mimar Sinan’ın eserlerindendir.
Caminin üstünü bir büyük kubbe kapamakta ve bunu sağ ve solunda ikişer yarım kubbe desteklemektedir. Kapı tarafından 5 kubbe daha yer almıştır. İkinci ve üçüncü kat pencerelerinin camları renklidir. İç süslemeleri ince kalem işidir. Avluyu son cemaat yeri ile birlikte 22 mermer sütunlu, kubbesiz ve kiremitle örtülü bir kısım çevirmektedir. Duvarları kesme taş ve kırmızı tuğla karışımıdır. Tek şerefeli bir mimaresi vardır. İki kapılı bahçenin ortasında ise 4 mermer sütunlu bir şadırvan bulunmaktadır. Cami ve avlusu değişik zamanlarda yapılan müdahalelerle orjinal karakterini yitirmiştir.
SULTANAHMET KÜLLİYESİ
Sultanahmet Meydanı’nda, Ayasofya Camii’nin karşısındadır. Sultan I.Ahmet tarafından mimar Sedefkar Mehmed Ağa’ya yaptırılmıştır. Külliyenin yapımına 1609 yılında büyük bir törenle başlamıştır. Bu törende Şeyhülislam Mehmed Efendi, dönemin büyük din adamlarından Aziz Mahmud Hüdai, Sadrazam Davud Paşa ve diğer devlet ekranının yanı sıra bizzat padişah da temel kazma işinde çalışmışlardır. Bu muhteşem külliyenin inşaatı oldukça uzun sürmüş, ilk önce 1617 yılında cami, 1619 yılında ise külliyenin geri kalan kısımları tamamlanabilmiştir.
İstanbul’daki en büyük yapı komplekslerinden biri olan külliye, bir cami, medreseler, hünkar kasrı, arasta, dükkanlar, hamam, çeşme, sebiller, türbe, darüşşifa, sıbyan mektebi, imarethane ve kiralık odalardan oluşmaktaydı. Bu yapıların bir kısmı günümüze ulaşamamıştır.
İçindeki 20.000’I aşkın çininin renginden ötürü yabancılar tarafından “Mavi Camii” olarak isimlendirilen cami, külliyenin merkezinde yer almaktadır. Cami, geniş bir avlu ve ona eş büyüklükte bir iç mekandan oluşur. Zeminden yükseltilmiş avluya basamaklarla ulaşılır. Avluda üzeri kubbeyle örtülü, fıskiyeli bir havuz yer almaktadır. Sultan Ahmed Camii’nin bir diğer ayırdediciözelliği de mimarileridir. İstanbul’daki tek altı minareli camidir. Bu minarelerden dördü cami gövdesine bitişik ve üç şerefelidir. Diğer iki minaresi ise avlunun köşelerinde olup, iki şerefelidir.
Caminin büyük kubbesi yaklaşık 34m. çapında ve yerden 43 metre yüksekliğinde olup, 5 metre çapında dört fil ayağının üzerine oturmaktadır. Bu büyük kubbeyi destekleyen dört tane de yarım kubbe vardır. Camiyi yerden kubbeye kadar 5 kat halinde ve renkli camlarla kakplı 260 pencere aydınlatır. Cami, çinilerin yanı sıra, yine dönemin başyapıtları sayılan öğelerle donatılmıştır. Sedef kakmalı mermer mimber, işlemeli mermer mihrap, kalem işi süslemeler, sedef kakmalı ahşap kapı, pencere kapakları ve rahleler, kubbeye asılan devekuşu yumurtaları ve avizeler, Sultan Ahmed Camii’nin görülmeye değer güzelliklerinin bazılarıdır.
Külliyenin bir diğer yapısı Hünkar Kasrı’dır. Padişahın namaz öncesi veya sonrasında istirahat edebileceği bir yapı olarak tasarlanan bu bina bir cami etrafına yapılan ilk sultan kasrıdır. Külliyenin dış avlusunda yer alır.
Külliyenin kazeydoğu köşesinde türbe yer almaktadır. Bu türbe de Sultan I.Ahmed, eşi Kösem Sultan, oğullari Sultan II.Osman ve Sultan IV.Murad ile bazı torunları gömülüdür. Türbenin yakınında ise medrese yer alır. Bu medrese günümüzde Başbakanlık arşiv deposu olarak kullanılmaktadır.
Dış avlu duvarına bitişik olarak da sıbyan mektebi yer alır. Bu mektebin zemin katında bir çeşme ve dükkanlar, üst katında ise dersane vardır. Külliyenin kıble yönündeki en uç yapısı arastadır. 1912 yangınında bir kısmı yok olan arastanınbir biölümü Mozakik Müzesi, geri kalanı ise turistik eşya satan dükkanlar olarak kullanılmaktadır.
Darüşşifa ve imaret camiden uzakta yapılmıştır. Orjinal hallerinde önlerinde var olan dükkanlarla meydandan ayrılmıyorlardı.1894 debreminden sonra inşa edilen ve günümüzde Marmara Üniversitesi Rektörlüğü olarak kullanılan binalar, darüşşifa ve imaretin külliyenin diğer unsurlarıyla olan bağlarını tamamen koparmıştır. Günümüzde Sokollu Mehmed Paşa Yokuşu üzerinde bulunan bu binalar Sultanahmet Teknik Lisesi tarafından kullanılmaktadır.
Külliyenin dört sebilinden üçü günümüze ulaşmış bulunmaktadır. Bunlardan biri araktanın içinden, diğeri dış avli kapısı yanında, üçüncüsü ise türbe civarındadır.
SULTAN SELİM KÜLLİYESİ
Fatih İlçesin’de, Sultanselim semtindedir. O dönede şehrin ulaşılması en güç mahallelerinden birinde, bir taratan derin sarnıç,diğer taaraftan Kırk Merdiven Uçurumu ile çevirili ir tepaa üzerinde 1516-1522 yılları arasında Yavuz Sultan Selim’in hatırasına oğlu Kanuni Sulan Süleyman tarafından yaptırılmıştır. Mimari belli değildir. Külliye bir cami, imaret, türbe, hamam ve sıbyan mektebinden oluşmaktaydı. Ama imaret ve hamam günümüze kadar ulaşmamıştır.
Cami, külliyeyi kuşatan bir dış avlunun ortasında yer alır. Cami iç avlusuna üç kapıdan girilir. Son cemaat yeri ile birlikte avluyu 18 sütun ve 22 kubbe çevirmektedir. Avlu etrafındaki 20 pencere üzerinde çini panolar yer almıştır. Bu çiniler döneminin en iyi örneklerindendir. Avlu revağının döşemesi çiçek desenleriyle süslenmiştir. Ortada 8 mermer sütunlu ve kubbeli bir şaırvan vardır. Caminin iki yanında imam ve müezzin odaları yer almıştır. Kapı kanatları oymacılık ve sedef kakmacılık sanatının en güzel örneklerindendir. Kare planlı ve son derece sade bir camidir. Minberi işlemeli mermerden yapılmıştır. Tek şerefeli iki minaresi vardır.
Kıble yönündeki hazirede Yavuz Sultan Selim’e, Kanuni Sultan Süleyman’ın küçük yaşta ölen şehzadelerine, kızlarına ve Sultan Abddülmecid’e ait üç türbe vardır.Bunlardan özellikle Yavuz Sulan Selim7e ait türbenin kapı, pencere kapakları ve türbe içindeki ahşap parmaklıktaki sedef kakmalar tam bir sanat şaheseridir.
Cami ve türbeler dışında, günümüze kadar ulaşan bir başka bir yapı sıbyan mektebidir ve dış avlunun girişinde yer alır.
SÜLEYMANİYE KÜLLİYESİ
Eminönü İlçesi’nde, kendi adıyla anılan semmtir. Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan’a yaptırılancaminin inşasına 1550 yılında başlanmış ve 1557’de tamamlanmıştır.
Süleymaniye Külliyesi, Fatih Külliyesi ile başlayan simetrik bir grublaşma ve geometrik bir şemaya sahip bina kompleksleri yapma geleneğinin ikinci ve en önemli aşamasıdır. Daha önce hiç rastlanmayan bir büyüklük ve mimari tasarıma sahip olan Süleymaniye Külliyesi, merkezdenbir cami, medreseler, tabhane, darüşşifa, bimarhane, türbeler, hamam, çarşılar ve sıbyan mektebinden müteşekkildir.
Süleymaniye Camii, Osmanlı Devleti’nin en ihtişamlı günlerini yaşadığı çağın, en görkemli eseridir. Azametiyle, çağını temsil etmektedir. İstanbul siluetinin en önemli öğelerinden olan cami, sadece bir ibadethane değil etrafındaki külliye ve ekabirin ikamet ettiği mahalleyle birlikte sosyal ve kültürel bir merkez,kent hayatını karakterize edenbir kurumdur. Burada Mimar Sinan’ın sanatı ve dehası, Osmanlı’nın büyüklüğü ve gücü ile İstanbul’un güzellik ve zerafeti biraraya gelmiştir.
Caminin inşası sırasına, mimari tarihininin en büyük şantiye organizasyonlarından biri gerçekleştirilmiştir. Caminin yapı malzemeleri ülkenin dört bir yanından getirilmiştir. Antik kalıntılardan bazı sütunlar da bulundukları yerlerden sökülerek İstanbul’a getirilmiş ve cami içerisinde kullanılmıştır.
Bu dış avlu tarafından kuşatılmış bulunan cami,kıble yönünde ve içinde türbe ve mezarların bulunduğu bir hazire ile tam tersi yöndeki bir iç avluya sahiptir. Mermer kaplı iç avluya, İstanbul’da başka herhangi bir camide raslayamayacağımız üç katlı muhteşem bir kapıdan girilir. Avluda fıskıyeli bir havuz yer alır. Yine diğer camilerden farklı olarak,caminin dört mimaresi de avlunun köşelerine yerleştirilmiştir. Minarelerin birbirleriyle ve kubbeyle olan orantıları, tam bir deha ürünüdür. Kubbenin yerden yüksekliği 50m, avlu duvarlarının camiyle birleştiği köşelerdeki minareler üç şerefeli ve 76m, avlunun giriş kapısı yönündeki minareler ise iki şerefeli ve 56m,dir. Bu orantılama caminin silüetini mükemmelleştirmektedir.
Caminin bir büyük kubbe ile, bunu destekleyen iki yarım kubbesi vardır. Kubbelerdeki dizayn sayesinde, cami içerisindeki ses, akustik kurallaraa göre oldukça berrek bir şekilde yayılmaktadır. Yine camii içerisinde mükemmel bir hava dolaşım sistemi oluşturulmuş, giriş kapısı üzerindeki boşlukta aydınlatma için kullanılan 4000 mumun isi toplanmıştır. Bu isler hat yapımında kullanılan mürekkebe hammadde temin etmiştir.
Caminin mermer minberi ve mihrabi bir oymacılık şaheseridir. Ahşap oyma vaiz kürsüsü, ahşap üzerine sedef kakma pencere kapakları ve kapıları, pencere vitrayları caminin diğer bezeme unsurları pek kullanılmamış Külliyenin medreseleri caminin doğu ve batı yönlerinde, dış avlu duvarlarına paralel olarak uzanır. Batı yönünde Evvel Medresesi, Sani Medresesi, Sıbyan Mektebi ve Tıp Medresesi, doğu yönünde ise Rabi Medresesi ve Salis Medresesi yer alır. Darülhadis Medresesi ise caminin kıble yönünde ve İstanbul Üniversitesi bahçe duvarında paralel olarak uzanır. Rabi Medresesi ile Darülhadis Medresesi'nin kesiştikleri kavşağın karşısında ise külliyenin hamamı vardır. Bu, sadece erkekler kısmının olduğu bir tek hamamdır. Daha önce atölye olarak da kullanılan hamam,1980 yılında restore edilmiştir.
Külliyenin tabhanesi, darüzziyafesi, imareti ve akıl hastalarının tedavi edildiği bimarhanesi kuzeybatıda, kıbleye paralel olarak yerleştirilmişlerdir. Darüzziyafe, günümüzde klasik Türk mutfağına yer veren bir restorant tarafından kullanılmaktadır.
Caminin kıble yönündeki haziresinde çok sayıda mezar ile Kanuni Sultan Süleyman ve eşi Hürrem Sultan'a ait iki türbenin yanısıra bir türbedar odası yer almaktadır. Kanuni ‘ye ait türbede, Sultan II. Ahmed, eşi Rabia Sultan, kızı Mihrimah Sultan ve Asiye Sultan, Sultan II. Süleyman ve annesi Saliha Dilaşub Sultan'da gömülüdür. Ayrıca bu hazirede Nakşibendi tarikatının son asırdaki büyüklerinin mezarları da yeralmaktadır.
ŞEHZADE KÜLLİYESİ
Eminönü İlçesi'nde, Şehzadebaşı semtindedir. Kanuni Sultan Süleyman tarafından, kendisinden sonra padişah olmasını istediği, fakat ganç yaşta ölen Şehzade Mehmed adına 1543-1548 arasında inşa ettirilmiştir. Külliye Mimar Sinan'ın eseridir. Aynı zamanda Mimar Sinan'ın yaptığı ilk selatin külliyesidir.
Şehzade Külliyesi bir cami, medrese, tabhane, mektep, imaret ve türbelerden oluşmaktadır. Cami külliyenin merkezinde yer almaktadır. Bir dış avluyla çevrilmiş bulunan caminin ayrıca bir de iç avlusu vardır. İç avlunun ortasında kubbeli bir şadırvan bulunmaktadır. Iç avlu duvarlarının camiyle bitiştiği yerde ise caminin minareleri yer almaktadır. Şehzade Camii'nin iki şerefeli iki minaresi, özellikle dış yüzey bezemeleriyle biriciktir, İstanbul'da bu tarzda bezenmiş başka bir minare yoktur.Caminin büyük kubbesinin çapı 19 m. yüksekliği ise 37 m.'dir ve dört yanm kubbe ile desteklenir. Bu büyük kubbe dört fil ayağı üzerine oturur. Cami içinde ise en göze çarpan şeyler, çok üstün sanat eserleri olan minber, mihrap ve müezzin mahfilidir.
Külliyede, haziresinde beş tane, dış avlu duvarlannda ve dörtgen biçiminde bir tane olmak üzere toplam altı türbe vardır. Bunlardan özellikle Şehzade Mehmed Türbesi İstanbul'un en güzel mezar yapılanndandır. Medrese, sııbyan mektebi, imaret ve tabhanesi, kuzey yönünde ve avluya duvar teşkil edecek biçimde yerleştirilmişlerdir.
ŞEBSEFA HATUN CAMİİ
Eminönü İlçesi'nde, Zeyrek'te, Atatürk Bulvarı'ndadır. Sultan I. Abdülhamid'in eşlerinden Fatma Şebsafa Hatun tarafından ölen oğlu Şehzade Mehmed için 1787 yılında yaptırılmıştır. Zeyrek Camii olarak da anılan cami barok uslupta inşa edilmiştir. Yapı malzemesi olarak kesme taş ve tuğla kullanılmıştır. Son cemaat yeri 5 sütunludur. Camiye bir merdivenle çıkılır. Sağdaki tek şerefeli minaresi kesme taştandır. Büyük kubbenin eteğinde 16 pencere yer almıştır. Büyük kubbeyi köşelerde 4 kubbecik destekler. Caminin kapısındaki kitabede yeralan şiir Şeyhülislam 5. Yahya Tevfik'indir.
Banisi Şebsafa Hatun'un mezan caminin haziresindedir.
VALİDE CAMİİ
Fatih İlçesi'nde, Aksaray Meydanı'nın kuzeybatı yönündedir. Sultan Abdülaziz'in annesi Pertevniyal Valide Sultan tarafından yaptırılmıştır. 1869-1871 arasında inşa edilen caminin mimarı Sarkis Balyan'dır. Projenin hazırlanmasına Agop Balyan'ın katıldığı da bilinmektedir. Aslında bu cami, mektep, türbe, muvakkithane ve sebilden oluşan bir külliyenin parçasıdır. Fakat 1956- 1959 arasındaki Aksaray Meydanı düzenlenmesi esnasında külliyenin diğer unsurları ya yok edilmiş veya sebil gibi yerleri değiştirilmiştir.
Valide Camii neogotik tasarımıyla klasik camilerden oldukça farklı bir mimariye sahiptir. Tek kubbesi yüksek, fakat küçüktür. Caminin kitlesi ve cepheleri de o döneme kadar yapılan bütün camilerden farklıdır. Özellikle neogotik yüzey bezemeleri bu camiye ayrı bir güzellik kazandırır. Aynı bezeme zenginliği ve güzellik caminin iç kısımları için de geçerlidir. Altın yaldızla parlatılan mavi rengin egemen olduğu kalem işi süslemeler, iç mekanı baştan sona süslemektedir. Caminin tek şerefeli iki minaresi vardır.
Caminin Aksaray Meydanı'na bakan avlu kapısı, lstanbul'daki camiler için pek alışılmadık ve aynı zamanda da göz kamaştırıcıdır. Bu kapı Osmanlı taş oyma sanatının nadide ürünlerinden biridir.
YENİ CAMİ KÜLLİYESİ
Eminönü İlçesi'nde, Eminönü Meydanı'nda, Mısır Çarşısı'nın yanındadır. Külliyenin merkezinde yeralan. cami deniz kıyılarındaki sultan camilerinin en görkemlisi olarak İstanbul silüetini tamamlar.
Sultan III. Mehmed'in annesi ve Sultan III. Murad'ın eşi Safiye Sultan adına 1597'de Mimar Davud Ağa tarafından yapımına başlanan caminin mimarlığını 1598'den sonra Dalgıç Ahmed Ağa üstlenmiştir. 1603'e kadar süren inşaat Sultan I. Ahmed'in tahta çıkışıyla yarım kalmıştır. Kaderine terkedilip yarım yüzyıldan fazla Yahudi evleri arasında sıkışıp kaldığından halk arasında o zamanlar "Zulmiyye" adı ile tanınırdı. 1661 yılında Sultan IV. Mehmed'in annesi Hatice Turhan Sultan tarafından tekrar başlatılan inşaat Mustafa Ağa'nın mimarlığında 1663'de tamamlanmıştır.
Külliye bir cami, sıbyan mektebi, sebil, çeşme, hünkar kasrı ve türbeden oluşmaktaydı. Ama sıbyan mektebi günümüze ulaşmamıştır.
Caminin etrafındaki yolların genişlemesi nedeni ile dış avlusu ortadan kaldırılmıştır. Mısır Çarşısı yönünde 18 sütunlu, 21 kubbeli ve üç kapılı olan iç avlunun ortasında güzel bir şadırvanı vardır.
Sekiz sütun ve dokuz kubbeli son cemaat yeri ikinci kat pencere altlarına kadar çinilerle kaplıdır. Pencere üstlerinde de Hattat Tenekecizade Mustafa Çelebi'nin hatları vardır. Sağda ve solda üçer
şerefeli iki minare yer almıştır. Kare planlı camiye merdivenle üç kapıdan girilir. Çinilerle süslü olan dört fil ayağına ve dört kemere oturan merkezi kubbeyi dört yarım kubbe desteklemektedir.
Köşelerdeki dört kubbe ve köprü ile türbe önlerinde sütunlarla çevrili kubbelerle birlikte 66 kubbe bulunmaktadır. Mihrabı ve mimberi beyaz mermerdendir. Mihrabın solunda değerli taşlarla süslü bir mozaik tablo vardır.
Turhan Sultan için yapıldığı söylenen Hünkar Kasrı, klasik Türk evinin bütün özelliklerini taşıyan görkemli bir yapıdır. En güzel İstanbul panoramalanndan birini seyredecek şekilde konumlanmıştır.
Üç odalı ve bir salonludur. Duvarları desen ve şekillerle, değerli İznik çinileri ile kaplıdır. Ahşapları sedef ve fildişi kakmalıdır. 1948 yılına kadar bir depo olarak kullanılmıştır.1948 ve 1966 yıllarında restore edildikten sonra 1967 yılında müze olarak açılmıştır.
Külliyeye dahil Hatice Turhan Sultan Türbesi ise içinde gömülü beş padişah ve çok sayıda hanedan mensubuyla Osmanlı sülalesinin en büyük kabristanıdır. Türbede Hatice Turhan Sultan'ın yanı sıra
Sultan IV. Mehmed, Sultan III. Osman, Sultan II. Mustafa, Sultan III. Ahmed ve Sultan I. Mahmud'un da mezarları vardır. Türbenin kubbesinin çapı 15m.'den fazladır.
YILDIZ CAMİİ
Beşiktaş İlçesi'nde, Barbaros Bulvarı'nda Yıldız Sarayı yolu üzerindedir. 1885-1886 yılları arasında Sultan II. Abdülhamid tarafından yaptırılmıştır.
Son dönem Osmanlı cami mimarisinde benzeri olmayan bir örnektir. Planının bizzat Sultan II. Abdülhamid tarafından yapıldığı söylenmektedir. İç süslemeleri hiçbir camide benzeri görülmeyen zenginliktedir. Sağ ve solda merdivenle çıkılan odaları vardır. Sağda elçiler için tavanı 18 ayar altından yapılmış süslü Süfera odası, solda ise tavanı yağlıboya tablolu ve çok süslü Hünkar mahfili bulunmaktadır. Tek şerefeli minaresi işlemelerle bezenmiştir. Dört kalın demir sütun üzerine oturan ve etrafı 16 pencereli olan kubbesinin saçakları oyma yıldızlarla çevrilidir. Kubbesinin içi de aynı şekilde zengin süslemeler taşır. Camide 17 pencere vardır. Caminin dört tarafında çok güzel bir hatla yazılmış ayetler vardır. Birer şaheser olan duvar levhaları sedef kakmalı abanozdan yapılmıştır.
YENİ VALİDE KÜLLİYESİ
Üsküdar'da, Hakimiyet-i Milliye Caddesi'nin Üsküdar Meydanı ile birleştiği yerdedir. 1708-1710 yılları arasında Emetullah Gülnuş Valide Sultan adına, Sultan III. Ahmed tarafından Mimar Bekir'e yaptırılmıştır. Külliye bir cami, hünkar mahfili, türbe, sebil, muvakkithane, sıbyan mektebi, dükkanlar, imaret ve çeşmeden müteşekkildir.
Cami, etrafını kuşatan bir dış avlunun içinde yer alır. Cami ve iç avlu, dış avluya göre daha yüksektir. İç avluda güzel bir şadırvan bulunmaktadır. Cami, klasik üsluba göre yapılmıştır. Bir büyük kubbe ve onu destekleyen dört yarım kubbesi vardır. Caminin çifte şerefeli minareleri, klasik mimariyle yapılmış son minarelerdir. Caminin içi ise çinilerle bezenmiştir.
Caminin doğu köşesinde, sonraki dönemlerde yapılmış, günümüzde oldukça bakımsız durumda bulunan bir hünkar kasrı yer alır. Dış avlu duvarının güneydoğu köşesinde türbe, sebil, muvakkithane ve çeşmeler yanyana yer alır. Türbe Emetullah Gülnuş Valide Sultan'a aittir. Sıbyan Mektebi, imaret ve dükkanlar ise dış avlunun kuzey yönündedirler.
ZAL MAHMUD PAŞA KÜLLİYESİ
Eyüp İlçesi’nde, Defterdar Caddesi ile Zal Paşa Caddesi arasında yer alır. Külliye bir cami, medrese, türbe ve çeşmeden oluşmaktadır. 1570’li yıllarda Sadrazam Zal Mahmud Paşa ile eşi Şah Sultan tarafından yaptırılmıştır. Mimar Sinan’ın eseridir.
Külliyenin merkezini cami oluşturmaktadır. Daha önceleri de birçok tamirat geçiren cami son olarak 1955-1963 yılları arasında restore edilmiştir. İç avlu son cemaat yeri ile birlikte 17 sütun ve 15 kubbe ile çevrilidir. Ortada 8 sütunlu şadırvanı vardır. Minaresi tek şerefelidir. Caminin duvarları taş ve tuğla karışımıdır. Cami büyük bir kubbe ile örtülüdür. Çini mihrabı ile mimberi kalem işleriyle süslüdür.
ZEYREK CAMİİ
Fatih Ilçesi'nde, Zeyrek'te, İbadethane Sokağı'nda, Haliç'e hakim bir noktadadır. Bugün cami olarak kullanılan yapı aslında II. İoannes Komnenos'un eşi Eirene tarafından yaptırılan ve dönemin İstanbul'undaki en büyük manastırlardan olan Pantokrator Manastın'nın kilisesidir. Yapımı 1136'da tamamlanmıştır. Latin işgali sırasında Katolik rahipler tarafından bu manastıra el konulmuştur. İstanbul'un fethinden sonra ise Fatih Sultan Mehmed tarafından manastır medreseye, kilisesi de camiye çevrilmiştir. İlk müderrisi olan Molla Zeyrek Mehmed Efendi'den ötürü, Zeyrek Cami adını almıştır. 18. yüzyıl sonunda ciddi bir tamirden geçirilen cami uzun yıllar harap halde kaldıktan sonra 1966' yılından itibaren büyük ölçüde restore edilmiştir. Fakat günümüzde yeniden bakıma ve korunmaya muhtaç hale gelmiştir.
Birbirine bitişik üç ayrı yapıdan oluşan bina tuğladan inşa edilmiştir. Binanın üzeri beş kubbe ile kaplanmıştır. Tek şerefeli bir minaresi vardır. Restorasyon çalışmaları sırasında ortaya çıkarılan taban döşemeleri o dönemden günümüze kadar ulaşan ender örneklerden biridir ve eşsiz güzelliktedir.